Ali ve Gül


Ali, sabahın erken saatlerinde uyanmış ve her zamanki gibi yürüyüşüne çıkmıştı.
Komşuları; Ayşe Teyze'nin bahçesinin önünden geçerken; pembe, kırmızı renk renk güller hep dikkatini çekiyordu.
Güllerin yanına gelerek durakladı. Elini uzatarak bir gülü parmaklarının arasına aldı ve kokladı.
Mis gibi kokuyordu. Bir an düşündü. "Bu kapkara toprakta yetişen bir çiçek, bu kokuyu nereden bulur, kimden alır, kim süslemiş? Şu gördüğüm toprak bunu yapabilir mi?" gibi sorular beyninin sokaklarında dolaşıyordu. Sonra;
Derinlerden gelen bir fısıltı duydu Etrafına bakındı ama kimsecikler yoktu.
Tekrar tekrar aynı fısıltıyı duydu. İyice kulak kesilip dinleyince: "Gül'den geliyor bu ses!" dedi ve hayretler içinde güle bakmaya başladı.
Eğildi daha iyi duymak için;
"Sen ne kadar güzelsin böyle, ne güzel rengin var, ne muhteşem bir kokun var.
Kahverengi topraktan mı alıyorsun bütün bu güzelliklerini?" diye fısıldadı Gül'e...
Gül başını kaldırıp Ali’ye baktı. Sana anlatayım benim eşsiz varoluş serüvenimi...
Bir tohum olarak düşerim ben bu güzel toprağa. Girer içine saklanırım.
Benim sahibim, yağmur bulutlarını gönderir, onlar da gelir sular beni
Güneşine emreder, ısıtır toprağımı. Sarılır toprağa ısınırım. Yumuşarım ve bir; "Bismillah" derim. O incecik nazenin köklerimle sert toprağa tutunurum. Sonra yapraklarımı toprağın üstüne çıkarır; dünyayı, güneşi seyreylerim hayretle...
Biraz daha büyür; yeşil yeşil yapraklar açar ve yeşil goncaları güneşte pişirir, kırmızı kırmızı güller açarım ve misler gibi de kokarım.
 Bizler bütün bunları sadece  Allah'ın izniyle yaparız güzel çocuk!

 

Yazan: Hatice Vural



Yorumlar

255 karakter kaldı

Üye girişi yap ve yorumla » Üyeliksiz yorumla »

Henüz kimse yorum yazmadı.