Canavar ve Benim İçler Acısı Halim


Çizen: Hatice VANLI

Özet:

(Köye tatile giden Hasan arkadaşlarıyla görüşmeye giderken bir köpek karşısına çıkar. Köpekten kurtulmak için ağaca tırmanır. Bu sırada elinde telefonu olan bir çocuk onlara yaklaşır.) İlk Hikayeyi Okumak İçin Tıklayın

 

Çocuk iyice yaklaşınca köpek sevinçle kuyruğunu sallamaya başladı. Çocuk “Sus Canavar!” dedi ve köpek o korkutucu havlamasını kesti.Çocuk başını kaldırdı ve bana baktı.Telefonunu göstererek sordu:

 “Oyun biliyor musun?”

  “Biraz biliyorum “dedim. Ah! Başıma gelecekleri bilseydim hiç öyle der miydim? Yaptık bir hata. Çocuk heyecanla “İn o zaman aşağı da şu oyunu geç” dedi.

  Hıı! O Canavar denen korkunç köpek orda duracak ve ben de aşağı ineceğim öyle mi? Yok öyle yağma!

 “Şu Canavar’ını gönder de, öyle ineyim.” dedim.

   Çocuk “ Canavar! Kaybol!”dedi. Şaşkın bakışlarımın arasında köpek uzaklaşıp gitti ve ben de aşağı indim. Çocuk telefonunu uzattı.

“Geç bakalım şu oyunu.”

 Biraz sürdü ama nihayet oyunu geçtim. Artık çocukla tanışabilirdim.

 “Adım Hasan, dedemin yanına geldim. Seni daha önce hiç görmemiştim bu köyde.”

  Çocuk hipnotize olmuş gibiydi. Sanki beni duymuyordu. Tekrar sağır olacağından şüphelenmeye başladım. Tam gidecekken çocuk telefonu uzattı.

   “Bu oyunu da geç.”

   Emreder gibi konuşması canımı sıkmıştı ama yine de köpekten kurtarmıştı ya sesimi çıkarmadım ve oyunu geçmeye çalıştım.  Çok uzun bir süreden sonra oyunu geçtim. Artık gözlerim şaşı görmeye başlamıştı.

  “Tamam” dedim. “Ben artık gideyim.” Çocuk tekrar telefonu uzattı.

    “Bu oyunu da geç”.

      “Bana bak!“dedim. “Köpekten kurtardın, çok sağol ama bu kadarı da fazla, ben gidiyorum.”

                Bir adım atmıştım ki çocuk bir ıslık çaldı. Birkaç saniye geçmeden Canavar koşup geldi. Ağaca çıkacak fırsatta bulamamıştım. Çocuk sırıtarak, mafya babası edasıyla “Oyunu geçmezsen Canavar yapacağını bilir.” dedi.

               Mecburen telefonu aldım. Ama oyun çok zordu. Her başımı kaldırmada çocuk homurdanıyor, Canavar da hırlıyordu. Çatmıştım belaya. Resmen bu çocuğun ve köpeğinin esiri olmuştum. Kırk yıl düşünsem böyle utanç verici bir şeyle karşılaşacağım aklıma gelmezdi. Çocuk oyundan başka hiçbir şey düşünmüyordu.

              İçimden dua etmeye başladım. Çaresiz kalan insanın duaları kabul olurmuş. Fırtınalı bir denizde kırık bir tahta parçasına tutunan adamın duası hürmetine fırtınalı, koca deniz sakinleşir diye okumuştum. Duamı ederken gözlerime inanamadım. Dedem yolda göründü. Tüm kuvvetimle “Dedeeee!”diye haykırdım.

             Dedemi gören çocuk, Canavar’ıyla kaçtı. Dedeme koşup sarıldım. Bir baktım ki ağlıyorum. Sinirlerim bozulmuş demek. Dedem o an bir şey sormadı. Zaten anlatacak durumda da değildim.

             Çocuğa çok kızmıştım ama aslında acınacak haldeydi. Köy gibi kâinatla baş başa muhteşem bir yerde yaşayacak ama oyun bağımlısı olacaktı.

             Dönünce ilk işim odamda unuttuğum telefonun bataryasını çıkarmak oldu.

             Biliyorum telefon Rabbimizin bize çok güzel nimeti, bir hediyesi... Ama çocuğu ve Canavar’ı unutmam için bir müddet uzak kalmalıydım.

             “Rabbim “diye dua ettim.”Sen, biz çocukları oyunların tehlikesinden kurtar.” Camın önüne gelmiş bir serçe, gagasıyla cama vurup“Cik! Cik!”dedi. Sanki duama “Âmin” demek istemişti.

               Birden içimdeki sıkıntı geçip, kuş gibi hafifledim.



Yorumlar

255 karakter kaldı

Üye girişi yap ve yorumla » Üyeliksiz yorumla »

Henüz kimse yorum yazmadı.