Çikolatalar yolunu nasıl şaşırmıyor?



Ah arkadaşım, bütün aile bugünlerde benden hep şikayetçi. Diyorlar ki: Çok zor karar veriyormuşum. Mesela annem diyor ki: "Bir tane çikolata alayım mı anneeee?" diye mızmızlandıktan sonra (ki ben ona asla mızmızlanmak demem) o izin verince bir kayboluyormuşum markette, yarım saat sonra beni çikolataların önünde düşünürken buluyormuş. (Abartıyor, yirmi dakika ancak olmuştu.) Geçen babama da yaşadıklarımızdan bahsetti. (Halbuki ben onunlayken başımıza gelen komik şeyleri anlatsam bana kızardı.) Babam da bir sürü güldü. Hatta o kadar güldü ki, bir ara ablamla birlikte babamın küçük diline "Merhaba!" deyip el salladık.
Kızmak, gülmek kolay tabii akıllım. Ne de olsa büyükler. Onların tuzu kuru. Canları çikolata istemiyor ki. Yaaaa... Şaşırdın değil mi? Şaşırma arkadaşım, bu bir gerçek. Onların canı sahiden bizimki gibi çikolata istemiyormuş. Ablam anlattı. Evdeki çikolatalardan kendi payına düşeni de bana verdi. İnsanlar büyüdüğünde böyle olurmuş. Ablam da büyümüşmüş. Artık eskisi gibi çikolata yiyemezmişmiş. Ayyy, duysan: Bir havalar, bir havalar... Çikolata yemeyince sanırsın peri padişahının kızı oldu. Ben işte bu yüzden hiç büyümek istemiyorum. Çikolata gibi güzel bir nimet olmazsa, ben büyümeyi ne yapayım? 
Üfff,  kafam karıştı. Ben ne anlatıyordum sana ya? Hah, tamam, hatırladım: Tabii onlar büyük oldukları için bizim neler hissettiğimizi anlamıyorlar. Yaptıklarımızı saflıktan, çocukluktan sanıyorlar. Markette de... Bir saniye: Sen biliyor musun bizim marketi? Nereden bileceksin ki? Ben de soruyorum. 
Ama kesin sizin orada da böyle büyük, hatta evinizden bile büyük, apartmanınız kadar marketlerden vardır. Hani alışveriş arabasıyla içinde rahatlıkla hız yapabildiğin türden diyorum. İşte bizim market de onlardan. Bazen arabayla bir hız yapıyorum. Sonra peynirlerin önünde durayım derken duramıyorum, sıvıyağların rafına “Paaaat!” diye çarpıyorum. Annem korkudan damağını kaldırıyor. Ama markette çalışan abiler, ablalar çok iyiler. Bana birşey demiyorlar. Onlar da benimle birlikte gülüyorlar.

İşte o markette bir çikolata reyonu var arkadaşım, görsen uykuların kaçar. Onları düşünmekten geceleri başını yastığa koyamazsın. Nasıl anlatayım sana? Fıstıklısı var, fındıklısı var, sütlüsü var, bademlisi var, dışı çikolata kaplamalı içi gofretli olanlardan var, dışı gofret görünümlü ama içi harika çikolatalı var. Var, var, var oğlu var yani... Hadi, büyükler bizi anlamaz. Ama ne olur, sen koy kendini benim yerime: O kadar çikolata içinde kalırsa bir çocuk nasıl seçim yapar? Allahın nimetleri birbirinden güzel. Onlardan birisini, diğerine tercih etmek çocuklar için pek güç.  
İşte ben, biraz da bu yüzden, annemle konuşmayı düşünüyorum. Bana daha çok çikolata seçme hakkı vermesi lazım. Neden mi? Belki her birinden birer tane alma hakkı kapabilirsem bu kadar markette beklemek zorunda kalmayız. Sonra evde sırayla hepsini hallederim ben. Böylece hem annemin sıkıntısı, hem benim sıkıntım giderilmiş olur. Kesin konuşmalıyım ben bunu annemle. Yok, buna da “Olmaz!” derse, artık kusura bakmasın. Ben, marketteki bütün ürünlerin son kullanma tarihlerine bakarken onu bekliyorum da; o da birazcık beni bekleyecek artık...
Fakat arkadaşım, bütün bunları düşünüyorum da Allah’ın sanatına bir kez daha hayran kalıyorum. Yani nasıl da herşey milyonlarca ihtimal içinden, en olması gereken şekilde, en olması gerektiği gibi oluveriyorlar! Ben gayet zeki bir çocuk olmama rağmen (karnemdeki notlara bakma sen, öğretmenlerim daha muhteşem zekamın farkına varamadılar) on çeşit çikolatanın içinde hangisini seçeceğimi şaşırıyorum. Fakat güzel Allahımız, bütün evreni öyle bir şekilde yönetiyor ki, hiçbir şey gideceği yolu şaşırmıyor. Hep doğru olan yolu seçiyorlar.
Mesela dünyada her gün belki on yüz bin (tam olarak kaç tane bilmiyorum) çocuk doğuyor, ama hepsinin gözleri, kulakları, ağızları aynı yerde. Yani olması gereken yerde. Dünya milyonlarca yıldır dönüyor, ama hâlâ durumu gayet iyi. Midesi falan bulanmıyor. Gideceği yolu da şaşırmıyor. Bütün bunlar işte, aslında Allah’ın er-Reşîd isminin de yansıması arkadaşım. Allah herşeyi bir amaca doğru, düzen içinde hareket ettiriyor. Onlara gitmeleri gereken doğru yolu gösteriyor. Yoksa hepsi, aynı benim çikolataların karşısında çaresiz kaldığım gibi, çaresiz kalırlar. Ne göçmen kuşlar gidecekleri yeri bilirler, ne de arılar hangi çiçeklerden bal alabileceklerine karar verebilirler.
Diyelim; bir hava molekülü biz “Hüüüüp!” deyince ciğerimize çektik. Leblebitozu çekerken mesela. “Hüüüüp!” ettik, hava da girdi. O hava molekülü, ciğerimizin içindeyken nereye gideceğini nasıl biliyor? Biz yönlendirmiyoruz ki onu. Akıl vermiyoruz ki. Fakat yine de hiç şaşırmıyor da kana karışıp bütün hücrelere gerektiği kadar dağılmayı başarabiliyorlar. 
Yine ağzımıza bir çikolata atıyoruz mesela. O çikolata ağzımdan geeçiiiip, boğazımdan geeeçiiip, midemden geeeçiiip, bağırsaklarımdan geeeçiiip, kanıma karışıp; hangi hücreye, ne kadar enerji dağıtması gerektiğini nereden biliyor? Kimden ders almış? Yoksa çikolatanın fıstıkları benden daha mı akıllı? Benim aklım var, ama çikolatanın yapacaklarına karışamıyorum. Karışsam da kafam karışır akıllım, ben daha matematik problemlerini bile doğru düzgün çözemiyorum. Ablam yardım ediyor çoğu zaman. Nasıl çözeyim öyle büyük problemleri?
Başkaları nasıl söylerse söylesin, ben bütün bunların Allahın er-Reşîd ismiyle yaptığı şeyler olduğunu düşünüyorum.  er-Reşîd, aslında; “Bütün işleri isabetli, dosdoğru bir düzen ve hikmet üzere...” anlamlarına gelen, yüce Allah’ın bir ismidir. Ve az önce konuştuğumuz herşey, bu düzenin birisi tarafından yönetildiğini gösterir. Birisi doğru yolu göstermese, herşey; benim çikolata rafı önünde şaşkın kalışım gibi kalakalırlar.
Allah’ın neden mi bu kadar çok ismi var? Akıllım, böyle güzel bir Allah’ı, insan, az kelimeyle nasıl anlatabilir? İsimleri de aslında Allah’ı tanımamız için bize açılan pencerelerdir. Her isminden Onun bir güzel yönünü daha tanırız. Hem unutma: Güzelleri tanımak, ancak hayatımızın güzelliğini arttırır. Allah’ı ne kadar tanısak; o kadar çok, çok, çok ama çok mutlu oluruz. Eh, şimdilik bu kadar canım arkadaşım. Ödevlerim var, gitmem gerek. Yapmayınca üzülüyor annem... Bu arada: Fazla çikolatan olduğunda beni de çağırmayı unutma!



Yorumlar

255 karakter kaldı

Üye girişi yap ve yorumla » Üyeliksiz yorumla »

  • 02 Mart 2015, Pazartesi - 17:57

    yılmaz 12
       yılmaz 12 - Uşak


    biraz uzun ama güzel

  • 06 Ekim 2013, Pazar - 21:57

    Esmacı Kerem Esmacı Kerem


    Evet, uzun oldu biraz. :( Ama bazen anlatacaklarımızı az sözle anlatmak zor oluyor akıllım. :)

  • 02 Eylül 2013, Pazartesi - 19:19

    zeynep sude açıkgöz
       zeynep sude açıkgöz - France


    ayy kafam karıştı. biraz fazla uzun ama haklısın