Ramazan Günlüğü 10. Gün Heyecanı


Çizen: Hatice VANLI

Bugün Ramazan’ın 10’u. Üçte biri geçti bile. Okulda artık futbol oynamıyoruz. Oynayınca çok terliyoruz sonra da susuyoruz. Hatta bazı arkadaşlar dayanamayıp su içiyor. Sonra da “Ben bugün tekne orucu tuttum” diyor.

     Olmaz öyle şey! Artık büyüdük, teknesi, meknesi kalmadı. Adam gibi tutalım orucu.

         Teneffüste meşe ağacının altında toplandık. Murat:

“Arkadaşlar ya!” dedi. “Hepimiz ayrı ayrı camilerde teravih namazı kılıyoruz. Var mısınız bu akşam hepimiz aynı camiye gitmeye?”

         “Eveeet!”diye bir ağızdan bağırdık. Ama hangi cami denince tartışma çıktı. Herkes bir cami adı söylüyordu. Baktık tartışıyoruz. Bu tartışmanın sonu küslüğe gider. Hemen araya girdim.

         “En iyisi istediğimiz camilerin ismini yazıp kura çekelim.”

         Herkes bir cami adı yazdı. Hile yaptınız dedirmemek için küçük sınıflardan birine kura çektirdik. Çocuk:

         “Kuba Cami” dedi.

         Hepimiz afallayıp kaldık. Kuba Cami dağın tepesinde. Nasıl çıkacağız?”

         Herkes birbirine baktı.

         “Kim yazdı bu camiyi?”

         Kimse sesini çıkarmadı. Herhalde kızacağımızdan korktu.

         Ya ikinci kura çekeceğiz ya da Kuba Camisine gideceğiz. Biraz düşündükten sonra Necati:

         “Çocuklar ya! Biliyorum orası hem uzak, hem kenar mahalle, hem çok yüksek. Ama kurada çıktığına göre vardır bir hayır.”

         Başımızı salladık. Kuba adı bana Güzeller güzeli peygamberimin Kuba Mescidini hatırlatıyor.

         Neyse Kuba Camisine karar verip sınıflara girdik.

*  *   *

         Akşam, babama Kuba Camiine gideceğimizi söyledim. 

         “Tamam, sizi bırakırım ama dönüşü kendiniz dönün” dedi.

         Eh! Ne yapalım? Buna şükür. En azından giderken yorulmayacağız.

         Birkaç apartman ötede Murat’la kardeşi Nihat’ı da alıp yola çıktık. Güzel güzel çarşıdan geçtik. Fakat yukarı çıkmaya başlayınca araba zorlanmaya başladı. Hatta bir ara tekerlekler patenaj yapmaya başladı. Epey korktuk. Neyse sağ salim çıkabildik.

         Caminin bahçedeki Kuba Evliyasına 3 kulhü 1 elham okuduk. Onunla beraber tüm ölmüşlerimize de bağışladık.

Camiye girince gözlerimize inanamadık. İçeride beş altı tane kişi vardı ve bir de Necati. Bizimkiler gelmemişti. Necati de şaşkın şaşkın bakıyordu.

         İmam bizi görünce çok sevindi, tebrik etti. Birden kendimi çok önemli hissettim.

         Namaz başladı. Yatsı kılınınca teravihe başladık. Dört rekatlık aralarda Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin diye bağıra bağıra camiyi inlettik. Ne yapalım, sözünde durmayan arkadaşlarımızın yerine de bağırdık tabi.

         Namaz çıkışı imam bizi tekrar tebrik etti. Oh! Ne güzel. Artık hep bu camiye gelesim var.

         Bahçeye imamla çıktık. Kuba Evliyasının yanından geçerken ben üzülerek şöyle dedim:

         “Buradaki zata ve ölmüşlerimize 3 ihlas 1 fatiha okudum. Bu kadarcık duayı paylaşınca nokta kadar dua düşmüştür herhalde.”

         İmam gülümsedi.

         “Yok, yavrum.”dedi. “Okuduğumuz dualar hiç bölünmeden, paylaşılmadan herkese tamamıyla gider.”

Hiçbirimiz inanmadık. Nasıl olurdu ki?

“Bakın çocuklar bir odaya girsek, elimizde de bir ayna olsa odadaki ışık aynamıza bölünüp mü girer?”

“Yoo!”dedik. Herkesin aynasına bölünmeden girer.”

“İşte çocuklar, okuduğumuz nurani dualar da her bağışlananın ruhuna paylaşılmadan tamamen girer. Nasıl radyodaki veya televizyondaki 1 kişi milyonlar yerde olabiliyor. Fotokopi makinasına koyduğumuz kağıt istediğimiz kadar çoğalıyor.

İşte, Cenab_ı Hak da manevi alemde fotokopi makinaları yaratmış. Okuduğumuz dualar çoğaltılıp her bağışlanana tam olarak geliyor.”

Söylediği şey çok güzeldi. Çünkü yatarken ölmüş dedeme ayrı, teyzeme ayrı, enişteme ayrı, arkadaşım Tunca’ya ayrı okuyordum. Okumaktan yorulunca bir tane daha okuyup diğer ölmüşlerim de paylaşsın deyip yatıyordum. Dualarımın paylaşılmadığını bilmek gerçekten harika bir şeydi.

         Artık gönül rahatlığıyla, evliyaya 3 ihlas 1 fatiha daha gönderdim. Rabbim buradaki evliyanın hürmetine bizi de Cennetine alır inşallah!

 Buraya kadar her şey güzeldi ama camiden çıkıp daracık ve karanlık sokağa girdiğimizde iş değişmeye başladı. Mutluluğumuz, yerini korkuya bıraktı. Hele o ürkütücü çığlıktan sonra…(Bundan sonraki maceramızı kısmetse yarın anlatacağım. Merakta kalın, hoşçakalın!)



Yorumlar

255 karakter kaldı

Üye girişi yap ve yorumla » Üyeliksiz yorumla »

Henüz kimse yorum yazmadı.